Yaş 28! Hayatımın en güzel yılı… İyi bir işim var, iyi kazanıyorum. Bol bol geziyorum, okuyorum, eğleniyorum… Hiç aksatmadan, keyifle spor yapıyorum –Hala o sporun kaymağını yiyorum.- Ne Hisar konserleri kaçıyor, ne Caz Festivalleri… Hayat bana güzel!
Tek eksiğim bir sevgili! Daha doğrusu, herkese göre tek eksiğim; bir koca! Yaş gereği, evde kalmış muamelesi görüyorum. Gün geçmiyor ki, biriyle tanıştırılıyorum! Ahali seferber... Annem, oğluna isteyen arkadaşlarına resimlerimi el altından sızdırıyor. En yakın arkadaşlarım, kocalarının en yakın arkadaşlarıyla ‘tanıştırma yemekleri’ organize ediyor. Yok, yok!!! Bir türlü denk düşmüyor.İşte o günlerde bir gün, eski çalıştığım Hürriyet’e rutin arkadaş ziyaretine gidiyorum. Ziyaretin anlam ve önemini anlatabilmem için; o günün de 9 yıl öncesine dönüyorum.
Yaş 19! Stajyer kadrosunda çalışırken, kendime haberimi yazacak bilgisayar ararken Spor Servisi’nin en sessiz muhabiriyle “Mesajınız Var!” ortamında tanışıyorum. Bakışıyoruz… Konuşuyoruz… Birkaç öğle yemeği yiyoruz…
Ama çıkmıyoruz, yani bir türlü “sevgili” olamıyoruz… -Sayesinde!-
Ben gazeteden ayrılıyorum, başka bir gazeteye gidiyorum. Hürriyet Babıali’den gidince, bizim de yollarımızı ayrılıyor… Aradan yıllar geçiyor… 9 yıl!
Yaş 29! Dost ve sevenler mutlu, annem mutlu, ben mutlu... Herkes mutlu! Evleniyoruz!
Bugün yaş…..! İki çocuklu, mutlu, huzurlu, bir aileyiz biz! Bir köpeğimiz eksik… (((-;
Hayatın bana armağanı Portom! Doğum günün kutlu olsun!
Elçiye zeval olmaz! Bekleyenlere sözüm: “Bekleyen derviş, muradına ermiş!”
Melek
Not: Portom, senin de hediyen var (-: