Uzun zamandır fırsat
bulamadığım yazı işime, en kritik konudan girerek hemen başlayayım. Yıllarca
sağlık sektörünün içinde çalışmış biri olarak; sağlık sistemindeki karmaşadan sonra
eğitim sistemi karmaşasına da direk tanık oldum. Hem eğitim sektöründe
çalışarak hem de veli olarak! Şimdiye kadar, rahat anne-baba tavrı takınarak en
doğal imkanlar içerisinde okul meselemizi yoluna koymuşken, sınav gerçeğiyle
yüzleşmek bizim de stresimizi, endişemizi arttırdı… Bunu yaşayan milyonlarca
velinin “Bir zahmet!” diyeceğini şimdiden duyar gibiyim!
Hürriyet Gazetesi’nde Sedat Ergin köşesinde, YGS ile ilgili değerlendirmelerinin
3.gününde Prof. Dr. Ziya Selçuk
hocanın görüşlerine yer vermiş. Prof. Dr. Selçuk, “YGS sonuçlarına göre bu
çocuklara başarısız demek acımasızlıktır. Bu sınav, matematik, Türkçe, sosyal
ve fen konularını öğrenmiş olan öğrencileri değil, 1 dakikada soru
çözebilenleri seçiyor. 2, 3, 4 dakikada çözebilenler de sınavda sorulan
konuları öğrenmiş olabilirler” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Bu sınavlar çocukluğu, yeteneği, umudu
öldürüyor. Eğitim sistemi sınavların şantajına boyun eğiyor. Bu sınavları
kaldırmak için gereken tek şey irade.”
Arkasından, Habertürk’ten arkadaşım Pervin Kaplan’ın
köşe yazısını da okudum. Pervin Kaplan’ın can alıcı cümlelerinden:
“Çocuklara zorla sınıf geçiriliyor. Lise birinci
sınıfta bugün heceleyerek okuyan öğrenciler olduğunu söylesem… Okula başlayan
çocuk, işte böyle mezun oluyor. Bir şey öğrenip öğrenmediği kimsenin umurunda
değil!”
Paniğim arttı. Endişem
en üst seviyeye yükselmiş durumda!
Özel okul, dersane,
özel hoca, üniversiteye giriş derken... Her çocuklu insan bu sistemin içinde! Son
YGS sınavı, ilkokuldan başlayıp üniversiteye uzanan süreci özetliyor. İster
devlet okulu, ister özel okul, isten meslek okulu vs. olsun, genel eğitim
sistemi içindeki sıkıntılar hepimizi doğrudan etkiliyor. “Benim çocuğum nasılsa
özelde!” ya da “Benim çocuğum çok zeki ve çalışkan!” diyenler de olsa, genel
gerçekleri değiştirmiyor! Çünkü; bu çocuklar birlikte büyüyor, yarın birlikte
çalışacak ve birlikte yaşayacaklar.
Bu gerçekleri; okullu
2 çocuğu için, özel ders, özel dersane çarkına itilmiş, sistem tarafından
kakılmış bir anne olarak yaşıyorum. Ben
farkındayım, çocuklarım da farkında…23 Nisan haftası içinde, herkes yazdı, çizdi… Çocuklarımızın, eğitimin bütün imkanlarından eşit yararlanabileceği adil bir sistem ve bu sistem içinde, yeteneğe, yaratıcılığa ve bireyselliğe açık okullar istiyoruz.
Ben de; panik, kaygı,
endişe vs… gibi her türlü duyguyu yaşadığım şu günlerde, elçiye zeval olmaz
diyerek, son sözümü söylemek istiyorum:
Bize, gelecek kaygısı
yaşatmayın!
Melek Elitok Tuncay