30 Ekim 2014 Perşembe

Brand Week İstanbul için heyecanlı bekleyiş!

Marka ve pazarlama dünyasının yıldızları İstanbul’a yağıyor…

Günlerdir gazetelerde ve sosyal medyada ilanları verilen, anonsları yapılan Brand Week İstanbul’u ben de heyecanla bekliyorum. Bu yıl ikincisi düzenleniyor. Geçen yıl yapılana maalesef katılamadım. Daha önce Yürekli Organizasyonun yaptığı Marka Konferanslarına katıldım. Bu organizasyonları kesinlikle çok başarılı, faydalı ve keyifli buluyorum. Bu dünyanın içinde olanların yanı sıra özellikle bu konuda eğitim alan gençlerin yakından takip etmesini ve katılmasını öneriyorum. Marka ve pazarlama dünyasının “1 Numara” isimlerini görmek, dinlemek gerçekten motivasyon kaynağı! Çok yaratıcı ve dinamikler…
4-8 Kasım tarihleri arasında düzenlenen Brand Week Istanbul’un ana teması “Brands and Trends”! Bu konferansta; marka fikirleri havada uçuşacak, sonu olmayan marka hikayelerine yeni senaryolar eklenecek, yaratıcı fikirlerin ilham kaynakları araştırılacak, digital çağda yeni organlarımız tanıtılacak…
İşte bu büyük buluşmadan kendim için seçtiğim deneyimler:
4 Kasım - Martha Stewart: Yaşam tarzından içerik pazarlamaya, editörlükten büyük medya şirketlerine hükmetmeye giden yolda bir başarı hikâyesi.
5 Kasım - David Aaker: Dünyanın en önemli pazarlama profesörü David Aaker ve pek çok ünlü hoca sektördeki genç profesyoneller ve öğrencilerle Brand Academy seminerlerinde buluşacak.
6 Kasım - Sir John Hegarty: “Dünyadaki en saygın reklamcı” Sir John Hegarty’nin sadece reklamcılara değil tüm katılımcılara mesajı: “Yaratıcı fikirler insan hayatına değer katar. Bunu gölgede bırakacak şeylerden kaçının…”
7 Kasım - Eric Whitacre: Dünyanın en ünlü koro bestecisi, Grammy ödüllü Eric Whitacre aynı zamanda dünyanın en büyük sanal korosunu yönetiyor. 101 ülkeden 6000 şarkıcıdan oluşan koronun 70 kişilik bölümü ise Türkiye’den. Rezonans Grubu ve Eric Whitacre katılımcılara unutulmaz bir deneyim yaşatacak.

Elçiye zeval olmaz: “Kaçırmayınız!” derim.

Melek Elitok Tuncay

18 Ekim 2014 Cumartesi

45’lik ben; diyeceğim odur ki...

En basit haliyle anlatmaya çalışayım. Konuşmaktan yazmayı unutmuşum bu aralar gerçi...
Halbuki yazmanın yerini tutar mı konuşmak! Ağzından çıkanı duymaz hale gelene kadar konuşmak! Aman aman.. Büyük tehlike! Yaz işte, kelimeleri özenle seçerek. Kırmadan, dökmeden, düşüne düşüne, sindire sindire…  Ve en doğru şekliyle ifade et kendini. Şimdi öyle yapacağım.

45 yaşımı, 45'lik adlı barda kutladım. Önce duygusala bağladım, sonra mantığa!

Geleyim sadede… Sahip olduğun bir şeylerden kopmak hiç de kolay olmuyor. Yaşanmışlığı olan bir eşarptan, bir çantadan, bir şarkıdan bile… Ya; çok değer verdiğin bir insanoğlu veya kızıysa! Acı çeke çeke, kıza kıza  atıveriyorsun hayatından…  Belki koca, belki sevgili, belki çok yakın bir dost ya da arkadaş. Belki komşu... Ya da çok bağlandığın bakkalın, çakkalın, kasabın, markette her seferinde sohbet ettiğin kasiyer kızcağız! Önce gözün tutmuş, ısınmışsın. Frekans yakalamış, sevmişsin. Ortama, mekana, duruma göre paylaşıyorsun…

Bir gün!

Hiç beklemediğin bir şey yapıyor. Büyük bir kötülük, büyük bir yanlış, büyük bir kabahat değil belki… Sadece beklemediğin bir davranış! Sonra diyorsun ki; “Nasıl yani? Neden ki?”
Sonra diyorsun ki; “Hiç mi?..... ”

Ve sonra anlıyorsun ki; sahiplenmemek lazım!
Elçi, şu anki ruh haliyle diyor ki:
“Mal, mülk, para, insan biriktirme! Çıplak geldik, çıplak gideceğiz.”