Ben, tam da blog yazarı olmaya hazırlanırken ve ilk yazımı yazmak üzere zihnimde malzeme toplarken, “Bloguma dokunma!” haberini okuyorum…
Hep bir ağızdan “Bloguma dokunma!” diyecekmişiz. Çünkü Blogspot’a erişim engellenmiş.
Gerekçe nedir, henüz bilmiyorum! Ama son basın organizasyonumda, davetli listemizin en önemli isimlerini bloggerlar oluşturuyordu. Artık önemli etkinliklere bloggerlar da davet ediliyor. Türkiye’de ne kadar bilmiyorum ama dünya, bloggerları tanıyor. Ben de tanınmış bir blogger yazarı olmak için geç kalıyorum diye telaşlanırken bu haberi görünce önce bir durdum! Sonra blog yazarı olmaya, “bloguma dokunma!” savaşına katılarak başlamanın belki çok daha heyecanlı olacağını düşündüm. Sonra tekrar, “Ya hep savaşmak zorunda mıyım bir iş yaparken…. “ diye sızlandım.
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olan 300 kişiden biri olarak, Hürriyet de staj yapabilme şansını yakalayan 2 kişiden biri olmak için de savaştım. Tam Hürriyet’e kapağı attım, “Yaşasın ben de muhabirim artık!” derken, birinci yılın sonunda stajyer muhabir kadrosundan atıldım. Tekrar motive olup, muhabir kalabilme savaşıma Günaydın’da devam etme fırsatı yakaladım. Fırsat denebilir mi bilmem, -çünkü benim başladığım yıllarda Günaydın Gazetesi çöküş dönemine geçmiş maaşlar bile verilemiyordu- sağlık muhabirliği ısınma turlarım başlamıştı. Zaman içerisinde maddi ve manevi tatmin arayışlarım sayesinde Milliyet’e tabir-i caizse tırmalayarak geçebildim. Adım artık tam olarak sağlık muhabiriydi. Sağlık yazı dizileri, sağlık haberi manşetleri derken hayatımın en keyifli, en koşturmalı, en heyecanlı dönemini yaşadım.
Paranın oyununa gelip, -transfer deniyor ya…- Basın Danışmanı olarak saf değiştirdim. Bizim camiada karşı cephe deniyor. Gerçi biz okulda, hem Gazetecilik hem de Halkla İlişkiler cephesi için yetiştirildik. İşin her iki ayağını da öğrendik. Her iki cephede de görevimizin ana teması; yaşadığımız toplumu en doğru şekilde bilgilendirmek ve bilinçlendirmek! Gazetecilik cephesinde haberi direk yazarak, halkla ilişkiler cephesinde ise ileten ya da köprü olan iletişimciler olarak toplumu yeni gelişmeler konusunda en hızlı ve en doğru yöntemlerle bilgilendiriyoruz…
Hem gazetecilik hem de halkla ilişkiler uzmanlığı yapmış, Türkiye’nin ilk sağlık muhabirlerinden biri olma ünvanımı da saklı tutarak, bugünün deyimiyle kendimi “Zamane İletişimcisi” olarak tanımlıyorum. Bu çerçevede “taze blogger” olarak huzurunuza çıkıyorum.
Kendime başarılar dilerken, sizlerden destek bekliyorum.
Melek Elitok.
Melek Elitok.