26 Nisan 2012 Perşembe

Eğitimin içinden, diken, diken!

Uzun zamandır fırsat bulamadığım yazı işime, en kritik konudan girerek hemen başlayayım. Yıllarca sağlık sektörünün içinde çalışmış biri olarak; sağlık sistemindeki karmaşadan sonra eğitim sistemi karmaşasına da direk tanık oldum. Hem eğitim sektöründe çalışarak hem de veli olarak! Şimdiye kadar, rahat anne-baba tavrı takınarak en doğal imkanlar içerisinde okul meselemizi yoluna koymuşken, sınav gerçeğiyle yüzleşmek bizim de stresimizi, endişemizi arttırdı… Bunu yaşayan milyonlarca velinin “Bir zahmet!” diyeceğini şimdiden duyar gibiyim!
Hürriyet Gazetesi’nde Sedat Ergin köşesinde, YGS ile ilgili değerlendirmelerinin 3.gününde Prof. Dr. Ziya Selçuk hocanın görüşlerine yer vermiş. Prof. Dr. Selçuk, “YGS sonuçlarına göre bu çocuklara başarısız demek acımasızlıktır. Bu sınav, matematik, Türkçe, sosyal ve fen konularını öğrenmiş olan öğrencileri değil, 1 dakikada soru çözebilenleri seçiyor. 2, 3, 4 dakikada çözebilenler de sınavda sorulan konuları öğrenmiş olabilirler” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Bu sınavlar çocukluğu, yeteneği, umudu öldürüyor. Eğitim sistemi sınavların şantajına boyun eğiyor. Bu sınavları kaldırmak için gereken tek şey irade.”
Arkasından, Habertürk’ten arkadaşım Pervin Kaplan’ın köşe yazısını da okudum. Pervin Kaplan’ın can alıcı cümlelerinden:

 “Çocuklara zorla sınıf geçiriliyor. Lise birinci sınıfta bugün heceleyerek okuyan öğrenciler olduğunu söylesem… Okula başlayan çocuk, işte böyle mezun oluyor. Bir şey öğrenip öğrenmediği kimsenin umurunda değil!”
Paniğim arttı. Endişem en üst seviyeye yükselmiş durumda!

Özel okul, dersane, özel hoca, üniversiteye giriş derken... Her çocuklu insan bu sistemin içinde! Son YGS sınavı, ilkokuldan başlayıp üniversiteye uzanan süreci özetliyor. İster devlet okulu, ister özel okul, isten meslek okulu vs. olsun, genel eğitim sistemi içindeki sıkıntılar hepimizi doğrudan etkiliyor. “Benim çocuğum nasılsa özelde!” ya da “Benim çocuğum çok zeki ve çalışkan!” diyenler de olsa, genel gerçekleri değiştirmiyor! Çünkü; bu çocuklar birlikte büyüyor, yarın birlikte çalışacak ve birlikte yaşayacaklar.
Bu gerçekleri; okullu 2 çocuğu için, özel ders, özel dersane çarkına itilmiş, sistem tarafından kakılmış bir anne olarak yaşıyorum.  Ben farkındayım, çocuklarım da farkında…
23 Nisan haftası içinde, herkes yazdı, çizdi… Çocuklarımızın, eğitimin bütün imkanlarından eşit yararlanabileceği adil bir sistem ve bu sistem içinde, yeteneğe, yaratıcılığa ve bireyselliğe açık okullar istiyoruz.

Ben de; panik, kaygı, endişe vs… gibi her türlü duyguyu yaşadığım şu günlerde, elçiye zeval olmaz diyerek, son sözümü söylemek istiyorum:

Bize, gelecek kaygısı yaşatmayın!

Melek Elitok Tuncay