melek tuncay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
melek tuncay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2011 Pazartesi

‘Adım ölçer’lerimizin yanında “Yürüyüş Yolu” isteriz…

Nasıl da canı yürekten destekliyorum Sağlık Bakanımızı… Çoook çoook haklı. Milliyet’teki röportajında bugün “Çok fazla televizyon seyrediyoruz, spor yapma alışkanlığımız yok. Çocuklar için çok masum görünen cipsler, şekerlemeler yaygınlaştıkça risk de büyüyor. Sağlık Bakanı olarak bunu topluma mal etmem gerekir” diyor, Sayın Recep Akdağ.  Sağ kolunuz olayım Bakanım!
Tek başına savaşamayacağımı anladım ben zaten. Arkada böyle devlet gücü olduktan sonra.. Ben de o safta yer alıyorum, gönüllü olarak!
Çevremdekilerle uzun yıllardır savaşıyorum.  Babaanne ve büyükbaba gelirken “cips” getiriyor, benim delirdiğimi bile bile… Neymiş çocuklar çok istiyormuş, mutlu oluyorlarmış… Diyorum ki; bir kilo muz getirin!
Anneanne ve dede, “sürpriz yumurtacı”! Fırsat buldukça alıp alıp yedirmeye çalışıyorlar.. Neymiş? Çocuklar mutlu olsunlar diye…
Kuzene gidiyorum, çekmece benim gözümün önünde ardına kadar açılıyor. Sanki marketteki “Abur-Cubur” reyonu. Cipsler, çikolatalar, şekerler! Neymiş, kuzen de seviyormuş aksi gibi! Bir de bu kuzen sigara tiryakisi!
En yakın arkadaşıma gidiyorum.. Bir market “Abur-Cubur” reyonu da orada var.. Bizimkiler kıtlıktan çıkmış gibi… Çünkü bizim evde bu reyonlardan yok! Bu arkadaş da sigara tiryakisi… Nasıl yogi ise!
Adım çıkmış; “kötü anne, kötü gelin, kötü arkadaşa…. “
Örnekler bitmez Bakanım… Nasıl savaşacaksak bunlarla, sonuna kadar yanınızdayım…
İlk fırsatta gidip, Aile Hekimimden adım ölçerimi alacağım, söz. Yürümeye, yürüyüşe teşvik ediyor Bakanım.
Ama bakanım! Sizden bir istirhamım olacak: Egzozsuz bir yürüyüş parkuru , oksijeni bol büyük parklar ve yeşil alanlar yok!  Gayrettepe’de oturuyorum, nerede yürüyeceğim?
Galatasaray Stadı’nın yerine 3 kule dikilmeseydi de, içinde yürüyüş ve bisiklet parkuru olan büyük bir yeşil alan olsaydı!
Ya da Zincirlikuyu’da göğü delen Tat Towers’ların karşısında, şehrin göbeğine bir hançer gibi saplanarak yapımı devam eden dev Zorlu Center yerine büyük bir orman! Ne güzel bir vadiydi orası!
Evet, her ilçede yürüyüş için yürüme parkurları istiyoruz Sayın Bakanım!
Elçiye zeval olmaz, spor yapmak isteyen herkes adına istiyorum.
Melek Elitok.

9 Nisan 2011 Cumartesi

“Obez” değiller, “şişman”lar…

GDO’lu mısırlardan, katkı maddesi dolu hazır gıdalardan, hormonlu tavuklardan köşe bucak kaçmaktan yorgunum. Çocukları bunlardan uzak tutabilmek için “kötü anne” olmaktan üzgünüm.  En yakın arkadaşımın, eşimin kardeşinin ve kuzenlerin sigara alışkanlığı konusunda sürekli söylenmekten ben değil ama onlar bıktılar… Bu kadar sağlığın içinde olup, çözüm bulmakta çaresizim! Hele en yakınımda eşimin ve ebeveynlerinin kilolarıyla başımız hep dertte… Bu durumda; ismi bende saklı kişinin ifadesiyle “fazla konuşmaktan dilim ayağıma dolanmadan” yazmayı yeğliyorum.
Biliyorsunuz onlar “obez” değil, “şişman”. Gerçi düne kadar “şişman” değil, “fazla kilolu” idiler.
Sağlık Bakanımız Recep Akdağ dedi: “Şu anda Türkiye'deki her 3 kişiden biri obez. 'Şişko'demek daha doğru. Çünkü kabullenmiyoruz. İnsanların pek çoğu vücut kitle endeksini bilmiyor. Ben biliyorum, şişko değilim ama bir adım kalmış durumda. Onun için tedbirimi aldım kilo vermeye başladım, daha fazla hareket etmem, az yemem gerektiğini biliyorum.”

Uzmanlar, obezitenin teşhisindeki ölçüt olan Vücut Kitle İndeksi (VKİ) değerlerini şöyle açıklıyor: Vücut ağırlığınızı boy uzunluğunuzun karesine bölerseniz Vücut Kitle İndeksi (VKİ)’nizi buluyorsunuz. Ör: Eşimin VKİ’sini  örnek vermek istiyorum. Burada ifşa edersem belki  başlayıp başlayıp bıraktığı, şu anda azimle uyguladığını iddia ettiği diyetinden vazgeçmez.
Kilosunu yani 93’ü boyunun yani 1.77 m.’nin karesine bölüyoruz. Boyunun karesi 1.77x1.77= 3.1329
93 ÷ 3.1329 = 29.712 Yani; 30 kg/m2 olmaya ramak kalmış durumda. 30’un üzeri OBEZ!
Ama henüz eşim OBEZ değil ((-:  Bakan Akdağ ile aynı durumda. O da O’nun gibi diyette…
 Formül uygulandığında 25kg/m2 ve altı normal, üzerinde çıkan rakamlar ise fazla kiloyu gösteriyor. 30 kg/m2 üzerindeki değerler ise hastalık derecesinde şişmanlığı ifade ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şişmanlık hastalığını üç derecede sınıflandırıyor. 30-35 kg/m2 arası birinci sınıf, 35-40 kg/m2 ikinci sınıf, 40 kg/m2 üçüncü sınıf olarak ayrılıyor. Bel çevresi ölçüsü kadınlarda 88 cm., erkeklerde 102 cm.’den fazla ise riskler yükseliyor. Karın yağları çevresel cilt altı yağlarından daha fazla önem taşıyor çünkü karın yağlarının fazlalığı, diyabet, lipid bozuklukları, yüksek tansiyon ve kalp hastalığı gibi hastalıkların ortaya çıkma riskini artırıyor.
Eşimin bel çevresi 114 cm. Ama o henüz “obez” değil, şişko!
Bu kez ismi ben de saklı kişi “parmakların boynuna dolanacak! Dikkat et…” diyecek herhalde…
Yine uzmanlar diyor ki:
 “Haftada 4 gün, ara vermeden ortalama 35 dakika egzersiz yapılması metabolizmanın hızlandırılmasında, gaz ve kabızlık gibi problemlerin giderilmesinde büyük önem taşıyor. Diyetin getirdiği kısıtlamaların psikolojik yükünün hafifletilmesinde egzersiz bizim için vazgeçilmez oluyor.”

Elçiye zeval olmaz. Sağlık iletişimcisi olarak benden söylemesi!
Doktorların elçisiyim vesselam…
Melek Elitok.

4 Mart 2011 Cuma

BLOG YAZARI OLMAYA HAZIRLANIRKEN…

Ben, tam da blog yazarı olmaya hazırlanırken ve ilk yazımı yazmak üzere zihnimde malzeme toplarken, “Bloguma dokunma!” haberini okuyorum… 
Hep bir ağızdan “Bloguma dokunma!”  diyecekmişiz.  Çünkü Blogspot’a erişim engellenmiş.
Gerekçe nedir, henüz bilmiyorum! Ama son basın organizasyonumda, davetli listemizin en önemli isimlerini bloggerlar oluşturuyordu. Artık önemli etkinliklere bloggerlar da davet ediliyor. Türkiye’de  ne kadar bilmiyorum ama dünya, bloggerları tanıyor. Ben de tanınmış bir blogger yazarı olmak için geç kalıyorum diye telaşlanırken bu haberi görünce önce bir durdum! Sonra blog yazarı olmaya, “bloguma dokunma!” savaşına katılarak başlamanın belki çok daha heyecanlı olacağını düşündüm.  Sonra tekrar, “Ya hep savaşmak zorunda mıyım bir iş yaparken…. “ diye sızlandım.
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olan 300 kişiden biri olarak, Hürriyet de staj yapabilme şansını yakalayan 2 kişiden biri olmak için de savaştım. Tam Hürriyet’e kapağı attım, “Yaşasın ben de muhabirim artık!” derken, birinci yılın sonunda stajyer muhabir kadrosundan atıldım. Tekrar motive olup, muhabir kalabilme savaşıma Günaydın’da devam etme fırsatı yakaladım.  Fırsat denebilir mi bilmem, -çünkü benim başladığım yıllarda Günaydın Gazetesi çöküş dönemine geçmiş maaşlar bile verilemiyordu- sağlık muhabirliği ısınma turlarım başlamıştı. Zaman içerisinde maddi ve manevi tatmin arayışlarım sayesinde Milliyet’e tabir-i caizse tırmalayarak geçebildim. Adım artık tam olarak sağlık muhabiriydi. Sağlık yazı dizileri, sağlık haberi manşetleri derken hayatımın en keyifli, en koşturmalı, en heyecanlı dönemini yaşadım.
Paranın oyununa gelip, -transfer deniyor ya…- Basın Danışmanı olarak saf değiştirdim. Bizim camiada karşı cephe deniyor. Gerçi biz okulda, hem Gazetecilik hem de Halkla İlişkiler cephesi için yetiştirildik. İşin her iki ayağını da öğrendik. Her iki cephede de görevimizin ana teması; yaşadığımız toplumu en doğru şekilde bilgilendirmek ve bilinçlendirmek!  Gazetecilik cephesinde haberi direk yazarak,  halkla ilişkiler cephesinde ise ileten ya da köprü olan iletişimciler olarak toplumu yeni gelişmeler konusunda en hızlı ve en doğru yöntemlerle bilgilendiriyoruz…
Hem gazetecilik hem de halkla ilişkiler uzmanlığı yapmış, Türkiye’nin ilk sağlık muhabirlerinden biri olma ünvanımı da saklı tutarak, bugünün deyimiyle kendimi “Zamane İletişimcisi” olarak tanımlıyorum. Bu çerçevede “taze blogger” olarak huzurunuza çıkıyorum.
Kendime başarılar dilerken, sizlerden destek bekliyorum.

Melek Elitok.