5 Temmuz 2011 Salı

Rakım; 2365 metre!

Tahtalı; hasta da eder, hayran da!

Tatil hazırlığı, tatilin kendisi, tatil dönüşü rehaveti derken… Gittik, geldik! Valla dinlenmedik, yorulduk! Bavul hazırlığından, yolculuğuna, tatilin hakkını verme telaşından, dönüşte makine makine çamaşır yıkama zahmetine kadar yaşanan yoğun tatil trafiğinin yarattığı; neyse ki tatlı yorgunluk!!!
Yazı da rehavete kapılınca böyle geç yazılabildi işte ((-:

Yediğimiz içtiğimiz bize kalsın, gördüklerimizi anlatmadan geçemeyeceğim.
Benim Başak’ım ve “kanki”si Ece için Antalya’ya gittik. Allah'tan Antalya’nın “çekilebilir sıcaklar”ının olduğu zamanlara denk geldik. Uzun zamandır uzak durduğumuz Tatil Köyü konseptine, bu muhteşem ikili “kanka arkiler” hatırına (onların deyimi bu; arkadaşın kısaltılmışı…) girdik.

4. günün sonunda, “ye, iç, yat” durumunu kültür turu ile de zenginleştirmek için genç rehberimiz Batuhan’ın önerisine uyduk Olympos Teleferik ile Tahtalı Dağı’na çıkmaya karar verdik. Fazla para ödememek için Batuhan’a bulaşmadan, tatil köyünden çıkar çıkmaz –benim Porto’nun voleybol macerasının beşinci dakikasında sakatlanmasına ve topallayarak yürümesine rağmen -  önce yolumuzun üstündeki Phaselis Antik Kent’e uğradık. Hiç bozulmamış diyemeyeceğim ama kalan haliyle bile muhteşem görünen ve bütün görkemiyle bizi karşılayan Su Kemeri ve Güney, Kuzey Limanları birleştiren Antik Yol, M.Ö. 2. yüzyılda kurulmuş bu kentin mutlaka görülmesini gerektiriyor. Yolun sonu üçüncü limana, nefis bir koya açılınca bu doğa harikası karşısında büyülendik. Teleferik sevdası ve açlık hissiyle çocukları daha fazla yürütemeyince Tahtalı Dağı hedefiyle tekrar yola koyulduk.

Olympos Teleferik bugüne kadar görülmemiş, yaşanmaya değer macera!

Aynen öyle! En azından ben bu kadarını görmemiştim… Hatta, tanıtım broşürlerinde “Olympos Teleferik’in dünyada bir eşi daha yok” yazıyor. Antalya, Kemer’de bulunan Tahtalı Dağı, 2365 metre yüksekliği ile Türkiye’nin denize yakın, en yüksek dağıymış. Antik çağda “Tanrılar Dağı” olarak tanımlanan ve mitolojide “Olympos” olarak adlandırılan bu muhteşem dağa, çıkışımız da muhteşem oldu.
Dünyanın en uzun ikinci teleferiği olan Olympos Teleferik, bizi “Sea to Sky” sloganı ile denizden dağa taşıdı. Askılı tişört ve şortlarımızla tırmandıkça üşüdük. Zirveye çıktığımızda, pek de maceracı olmadığını anladığım ekibimiz, hem korkudan hem de şaşkınlıktan fotoğraf çektirmek için bile bir araya gelemedi doğru düzgün! 4350 metre uzunluğundaki teleferik ile zirveye doğru tırmanırken, bakarken hem ürktüğümüz hem de bakmaktan kendimizi alamadığımız manzara eşliğindeki 10 dakikalık yolculuğumuz yaşanmaya değerdi. Sarp kayalıkların, yoğun sedir ormanları ve deniz manzarasının tadını çıkarmaya fırsat vermeyen, yürek hoplatan tırmanış, sürekli aklımıza “nasıl yapılabilmiş?” sorusunu getirdi. İsviçre’nin ileri teleferik teknolojisi ve güvenlik standartları ile yapılmış tabii.

Yaz dönemi, her gün 9.00-19.00 arası saat başlarında hareket eden teleferikle seyahati mutlaka deneyim derim…. Ama, yanınıza hırka, ince bir mont vs. almayı unutmayın çünkü zirveye çıktıkça hava çok soğuyor. Bizim Porto, sakatlığına bir de nezle ekledi. Her ne kadar arabanın klimasından dese de Tahtalı Dağı, O’nu kendisine hayran bırakırken hasta da etti…
Not: Rehberimizi ekmemize değmedi, çünkü bize söylediği fiyat 45 TL. idi, transfer dahil. Zaten kişi başı 40 TL. ödedik. Transfer de bizden… 

Melek Elitok Tuncay

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder