5 Mart 2012 Pazartesi

Kendini tanı, farklılıklarını keşfet, daha iyi öğren!

Öğreniyoruz ama nasıl öğreniyoruz? Duyarak ya da dokunarak, yatarak ya da oturarak, belki de hareket ederek! Bunun da bir stili var! Önce kendini tanıyacaksın, sonra farklılıklarını keşfedeceksin, sonra daha iyi öğreneceksin!

Tam öğrenmenin hedeflendiği Bilfen Okulları’nda, çocuklara üçüncü sınıfta “Öğrenme Stilleri Testi” uygulanıyor. Altıncı sınıfta tekrarlanıyor. Ders anlatımları testin sonucuna göre düzenleniyor. Kimi çocuk görsel, kimi işitsel, kimi dokunsal, bazıları ise kinestetik stillerinde daha iyi öğreniyor. Ayrıca, öğrenmede etkili olduğu tespit edilen ortamdaki ses, ışık, sıcaklık gibi faktörler de dikkate alınıyor.

Öğrenme Stilleri Zirvesi Toplanıyor!

Dunn&Dunn Öğrenme Stilleri Modeli’nin Türkiye’de ilk, dünyadaki 34. merkezi olan Bilfen Okulları, Çamlıca Kampüsü’nde 10 Mart Cumartesi günü, Prof. Dr. Ziya Selçuk, Susan Rundle ve Dr. Louis Favre’in katılımıyla “Öğrenme Stilleri Sempozyumu” düzenliyor. Dunn&Dunn Öğrenme Stilleri Modeli, “herkes öğrenebilir!” ilkesinden yola çıkıyor ve öğrencilerin akademik başarılarını artırarak yaşam boyu öğrenme becerisine sahip, sosyal yaşamda mutlu bireyler olmalarını hedefliyor. Sempozyuma, akademisyenler ve eğitimciler katılıyor. Uluslararası Öğrenme Stilleri Ağı (International Learning Styles Network)’nın 34. Merkezi,  Türkiye’de Bilfen Eğitim Kurumları.  Bu model, 1960’lı yıllarda Prof. Dr. Rita Dunn tarafından geliştirilmiş ve günümüzde 800’den fazla araştırmayla desteklenmiş.  Bilfen Okulları’nda her öğrenciye, kendini değerlendirebileceği yaş olgunluğuna ulaştığında, kültürel adaptasyonu ve çevirisi Prof. Dr. Ziya Selçuk’un danışmanlığında gerçekleştirilen Öğrenme Stili Envanteri (ELSA veya LSCY) uygulanıyor. Sonuçları; öğretmenlerine ışık tuttuğu gibi ev ortamında da anne babaların, ‘çocuklarının en iyi öğrenebileceği ortamı’ sağlamaları açısından da değerlendirilerek paylaşılıyor. Yapılan bilimsel değerlendirmelerle hem öğrencisinin öğrenmedeki ihtiyaçlarını fark eden hem de kendi stilinin farkında olan öğretmenler, müfredattaki konulara uygun olarak hazırladıkları ders içeriklerini ve eğitim yöntemlerini öğrenme stillerine uygun olarak şekillendiriyorlar.

Hatta bu test, bazı ünlü velilere de uygulanmış! Fenerbahçe’nin ünlü futbolcusu Alex De Souza, “her koşulda” öğreniyor, oyuncu Şafak Sezer “hareket halindeyken” öğreniyor, tiyatrocu Volkan Severcan, “parlak ışıkta” daha iyi öğreniyor. Bir zamanların ünlü futbolcusu Oktay Derelioğlu ise “okumaktansa dinlemeyi” tercih ediyor.

Keyifli öğrenme başarıyı da artırıyor

Öğrenme bu kadar keyifli hale geldiği için ve öğrenci de kendisini yetkin hissettiği için bilgi de daha kalıcı oluyor.  Öğrencilerin, öğrenme tercihleri dikkate alındığında kendilerini daha başarılı gördükleri ve okula karşı olumlu tutumlar sergiledikleri araştırmalarla ortaya konuluyor.  Bilfen Okulları, “Uluslararası Öğrenme Stilleri Merkezi” olmanın sorumluluğuyla, çevresindeki devlet okullarında da bu sistemi uygulayarak, öğrencilere ve eğitimcilere destek oluyor.

Elçiye zeval olmaz; öğrenmenin yaşı yok!
Melek Elitok Tuncay

12 Ocak 2012 Perşembe

minik TEMA: Haydi çocuklar doğaya!

TEMA deyince benim için, akan sular durur! Gerçi durmasın, işin doğasına aykırı olur….
Biliyorsunuz TEMA; Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı. 

Geçtiğimiz yıl, Milli Eğitim Bakanlığı ve TEMA Vakfı, okul öncesi çocuklar için minik TEMA Programı adıyla doğa eğitim programı başlatmış. 2012’de de 40 ilde 400 okulda 20 bin çocuk için uygulanarak program devam ettiriliyor.

Malum, Türkiye’de gündem o kadar yoğun ki, habere boğulmuş durumdayız. Bu arada gönüllülerin yaptığı yüzlerce güzel işlerden bir tanesine tesadüfen tanık olunca insan mutlu oluyor! Dün gece, işte bu program için Günay’da düzenlenen organizasyonundaydım. TEMA Genel Müdürü Serdar Sarıgül’ün yaptığı konuşma dikkat çekiciydi. Sarıgül, yapılan araştırmaların, çocukların giderek doğayla bağının koptuğunu, daha az hareket ettiklerini, duyularını daha az kullandıklarını, “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” teşhisi konan çocuklarımızın sayısının ciddi şekilde arttığını ortaya koyduğunu söyledi. Günümüz çocuklarının, “kutulanmış çocuklar” olarak tanımlandığını da söyleyince diken diken oldum! Üstüne, “fiziksel ve ruhsal olarak ‘doğa yoksunluğu sendromu’ yaşıyorlar” dedi, koptum!

Hafta sonları, yağmur, çamur demeden çoluk çocuk Yıldız Parkı turlarımızı hatırlayınca içime biraz su serpildi… Benim çocuklarım hafta sonları, toprağın kokusunu duyuyor, ağaçlara dokunuyor, sincapların ve kuşların peşinden koşabiliyor, göldeki ördeklerle ekmeklerini paylaşıyorlar diye mutlu oldum kendi kendime…

Doğada vakit geçiren çocuklar daha yaratıcı, daha dikkatli, duyularını ve bedenlerini daha iyi kullanan, sezgilerini ve hayal güçleri kuvvetli, özgüvenleri yüksek ve okulda başarılı çocuklar oluyor; bunları hepimiz biliyoruz.

“Toprak Dersem Çık!”

Cemiyet hayatının ünlü isimlerinin katıldığı gecede Serdar Sarıgül, Minik TEMA Programı’nı özetle şöyle anlattı:
“Okulda çocukları sınıflardan çıkararak, evde ise bilgisayar ve TV başından kaldırarak doğal alanları keşfetmeye, doğayla anlamlı bir bağ kurmalarına, doğayı keşfetmelerine fırsat yaratıyor. Minik TEMA programı ile hem öğretmenlerin hem de çocukların ekolojik okur yazar olabilmeleri için öğretmen eğitimleri uygulanacak. Bu eğitim paketi Milli Eğitim Bakanlığı programına uygun hazırlanıyor. Program kapsamında doğa etkinlikleri ve oyunları içeren öğretmen kılavuz kitabı, çocuklar için gözlem kutuları, doğa hafıza oyun kartları, toprak ve meşe ağacı posterleri ve TEMA çocuk kitabı gibi materyaller hazırlanıyor.

Çocukların doğa ve oyun haklarını geri vermek gerekiyor çünkü doğayı ve doğada oyunu çocuktan esirgemek onlardan oksijeni esirgemek gibidir. Minik TEMA ile çocukları dışarıya çıkarmış, oyunla ve keşfederek öğrenmelerini sağlamış, öğretmenleri açık hava etkinliklerine teşvik etmiş, doğaya duyarlı ve sağlıklı bir nesil yetiştirmiş olacağız. Geleceğimiz çocuklarımızdır.”

Bu programın sürdürülebilmesi için geceyi organize eden Minik TEMA gönüllüsü Sema Öztürk, okul başına bu programı sahiplenme bedelinin 2500 TL. olduğunu söyleyerek, geceye katılan 60 kişiden söz aldı. Söz verenler arasında Orhan Gencebay, Semra Özal, Esra Ceyhan, eski futbolculardan Oktay Derelioğlu, Tugay Kerimoğlu da vardı.

Destek olmak isteyenler; TEMA Vakfı Kaynak Geliştirme Bölümü’ne başvurmanız yeterli…

NOT: Elçiye zeval olmaz. Başvurmak isteyenler için 0212 283 78 16/165

Melek Elitok Tuncay

29 Aralık 2011 Perşembe

Bu da benim şükürnamem!

Keyifle takip ettiğim, hem Kelebek hem de Elele’de  yazan  4 Yapraklı Yonca, yani Yonca Tokbaş, 2011 Hesapnamesi’ni yapmış. Hayalnamesini hazırlamış. Yıl bitiyor, hesap kitap zamanı tabii!

Elimi çabuk tutuyorum, ben de F klavyeme sarılıyorum. Şurada 3 gün kaldı yeni yıla… Evde çocuklar çoktan yaptı bile. Bu yıl neler istediler, neleri olamadı… Yeni yıldan neler bekliyorlar, dikkatimize sundular.  Ikea  tasarım, yeni yıl ağacımıza astılar.
 Bu “Şükürname” bana çok uyar diyerek ben de bloğuma yazıyorum; yukarıdakinin dikkatine! 2011’e değişikliklerle girdim, yeniliklerle çıkıyorum. Ve yine şükür diyorum!

Bu cesaretsizlikle, bu stres topu halimle nasıl karar veriyorum, vallahi bilmiyorum. Karar filan veremiyorum zaten. Kimilerinin evrene gönderdiği, kimilerinin meleklere yüklediği işi ben de Allah’a havale ediyorum. “Sen bilirsin!” deyip işin içinden çıkıyorum. Şükür ki, beni olmam gereken yere, ‘zamanı geldi geçmeden, hareket et!” diyerek götürüyor. Dostlarım da sağolsun… Onlar da ittiriyor, cesaretlendiriyor, teraziyi dengelemeye çalışıyorlar. Bu kadar kararsız arkadaşları olduğu için, geçici bir süre deliriyorlar ama hep yanımdalar. Şükür!
Çok kırgın, çok keyifsiz girdiğim 2011’in de hakkını vermek istiyorum. Bol bol kendimi dinlediğim, yogaya başladığım, kocamla, yazın boğazda, kışın Yıldız Parkı’nda sincaplar eşliğinde yürüyüşler yaptığım, hatta yıllarca sağlığın içinde olup doktorlardan köşe bucak kaçan ben, sonunda check-up bile yaptırdığım, sosyal medyaya daldığım, sevgili bloğumu açtığım, yeni bir başlangıçla kapatmaya hazırlandığım güzel bir yılı geride bırakıyorum. Şükür!

Değiştiremedim şeyler de var tabii. Çocuklarıma dair vicdan azaplarım devam ediyor. Önce yapıyorum, sonra vicdan azabından ölüyorum. Hala eskiyen koltuklarımdan, yemek odamdan da kurtulamadım.  Yogayı bir türlü düzenli hale sokamadım. Doğru dürüst para kazanamadım. Müzik, sinema kültürümü olduramadım. Yılan hikayesine dönen İngilizce derdime hala çare bulamadım. Hepsini 2012’ye devrediyorum.
2012’de önce çocuklarımla iyi geçinmeyi diliyorum. Onların başında sürekli, “hadi dersinizi yapın”, “hadi yüzünüzü yıkayın, dişlerinizi fırçalayın”, “hadi hazırlanın, evden çıkın”  diye bağıran anne olmaktan çok sıkıldım, yemin ederim. Yılın annesi olamayacağım kesin ama sabırlı ve anlayışlı anne olmak istiyorum. Şakır şakır İngilizce konuşmak istiyorum. Daha çok yürümeyi, haftada 3 gün yoga yapmayı istiyorum.  15 yıl önce hayallerimi süslemeye başlayan  “zenci popolu” olma halini hala hayal ediyorum. Beni zorunlu olarak emeklilik moduna sokanlara inat, yine deli gibi çalışmak, Yonca’nın deyimiyle yine ‘ota moka’ heyecanlanmak istiyorum. Önce sağlık ve huzur, ardından bereketli bol para ve seyahat diliyorum.

Yonca’nın ‘amin’lerine de el açarak eşlik ediyorum: Amin, amin, amin!!!

 Not: Bu yazıda da elçilik bir durum yok!

Melek Elitok Tuncay  

9 Aralık 2011 Cuma

Ben Menti! Mentorumu arıyorum!

Bir mentorum olsun, ben de menti olayım istiyorum. Benimle tecrübelerini paylaşacak, yaşadığı olumlu, olumsuz örnekleri anlatacak, farklı görüş ve düşünceler karşısında yönetebilme ve rekabet savaşında güçlü bir şekilde varolmayı öğretecek, farklı kapıları açmamda arkamdan itecek bir mentorla çalışmak istiyorum. Kısacası, damıtılmış tecrübelere ihtiyacım var!

Koçluk Şirketi Praesta ve Forbes Türkiye’nin ortak yürüttüğü, Ekim ayında Türkiye ayağı start alan “Şirketlerarası Mentorluk Programı” yaratıcısı PeninahThomson, programın üç ayda büyük ilgi gördüğünü söylüyor. Yönetim Kurulu Başkanları, CEO’ların desteğini alarak daha çok kadın üyenin yönetim kurulu koltuklarına oturmasını hedefliyor bu program. Türk iş dünyasının liderleri soyunuyor bu işe…  
Mentorumun talimatlarını dinleyeceğime söz veriyorum. Türkiye’de bu özel kulübün mentileri henüz belirlenmemiş. Ama mentorluk yapacak seçkin isimler hızla tamamlanıyormuş… Ben mentiliğe adayım! Buradan duyurulur!

Hala öğrenmem gereken o kadar çok şey var ki! 17 yıl oku, 22 yıl çalış! Öğren, öğren bitmiyor! Boşa söylememişler: Öğrenmenin sonu yok!  Zaten “zaman öyle hızlı akıyor ki…” demeyeceğim, çünkü zamanı kullanmayı hala öğrenemedim. “ Hayır!” demeyi de öğrenemedim. Bunlar en masumları… Daha neler var neler öğrenemediğim!
Eksiklerimi biliyorum, öğrenmeye, yetişmeye açığım. Makul düzeyde hırsım var.  Türküm, doğruyum, çalışkanım (:

Hedef odaklıyım. Yaşa takılmazsam bu kulübe gireceğim!
Bu kez elçi filan değilim. Mentorlar!!! Beni seçin, beni…


Not: Çok ciddiyim.

Melek Elitok Tuncay

1 Aralık 2011 Perşembe

Eyvah! Evde “ergen” var…

İlköğretim 6. Sınıf Fen kitaplarında işlenen ilk konularından biri ergenlik!  Eee güzel!
Üstüne, Fen öğretmeni  de diyor ki: “Çocuklar siz ergensiniz artık! “

Eyvahlar olsun! Bizim evdeki ergen adayı da, “Ben ergenim!” diyerek, yapması gerektiğini düşündüğü her şeyi yapmaya çalışıyor:
-Bağırmak, çağırmak, istediği konuda ısrarcı olmak
-Kapı çarpmak, kapalı kapılar ardında oturmak
-Ayna karşısında kendini seyretmek, makyaj yapmak
-Bağıra bağıra şarkı söylemek ya da müzik dinlemek
-Karşı gelmek, bir dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmak
-Dersleri askıya asmak!
-Ders çalışmayı “ineklik” olarak tanımlamak
-…………………………………………………………………

Ama ortada başka bir belirti yok! Henüz ergen filan değil. Her şeyin piresi var ya, bu da “Pre-Ergenlik Sendromu”  PES yani!
Çocukluktan ergenliğe geçiş dönemi olarak tanımlanan bu dönemde; fiziksel, cinsel ve psikolojik yönden değişimler ve gelişimler gözleniyor, okey.  Bizim ergen adayının ilk belirtileri davranışsal!

Ben, ergenlikle ilgili ciddi haberler peşinde koşarken evde ergenlik rüzgarlarının esmesine hazırlıklı değilmişim meğer… Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz hocamla, erken ergenlik, ergenlikte boy ve kilo artışı, ergenlikte büyüme hormonu eksikliği gibi tedavi gerektiren haberlerle ebeveynlerin dikkatini çekmeye çalışırken, bizim evdeki ergen adayı da kaprisleriyle benim dikkatimi çekmeye çalışıyor. Atilla hocayla bana özel pre-ergenlik konuşmam gerekiyor anlaşılan. Bilgileri mutlaka paylaşacağım. Eminim ergenliğe girmek üzere çocuğu olan herkesin ihtiyacı olacak!

Elçiye zeval olmaz; sözüm Fen öğretmenlerimize:
“Lütfen bizim çocuklara ‘ergensiniz, belirtiler bunlar, bunları yapabilirsiniz’ demeyiiiin!”

Melek Elitok Tuncay

8 Kasım 2011 Salı

Bayram ritüellerini seviyorum!

Kurban nasıl kesilir, uygulanan ritüeller nelerdir? Ben bilmem. Büyüklerimiz bilir, gereği yapılır!
Benim bildiğim ve sevdiğim bayramın geleneksel ritüelleri…

Ø  Bayramın ilk günü anneanne, babaanne ve dedelerle kahvaltı keyfi,
Ø  Büyüklerin elini öpme yarışı, çocukların harçlık telaşı!
Ø  Komşu çocuklarının tanıdık tanımadık kapı kapı dolaşmaları, sadece şeker de olsa mutlulukları!
Ø  Kuzenlerle, komşularla bayramlaşma turları,
Ø  Ardı ardına çay, kahve, tatlı ikramları!
Ø  “Kurban kesimi kaçta biter, beyler eve kaçta gelir?” ile başlayan, ilk kavurmanın kokusuyla doruğa ulaşan ve hep birlikte kavurmanın başına oturulan bayram sofraları!
İşte bu seromoni beni mutlu ediyor. Büyüklerimizi, küçüklerimizi sevindiriyor.
Her bayram özlemini çektiğim, bir sonraki bayramda yapmayı düşündüğüm, her seferinde günlük telaşlarla unutup kendime kızdığım, “eninde sonunda mutlaka yapacağım” diye kendime söz verdiğim başka geleneksel ritüeller de var. Çocukluğumun ritüelleri…

ü  Çocuklar için kolalı mendiller hazırlamak,
ü  Akide şekeri ikram etmek,
ü  Çocukların topladıkları harçlıkları bayram panayırlarında -lunaparklar diyelim- harcamalarına izin vermek,
ü  Uzaktaki akrabaların hepsini tek tek aramak gibi,

İstediğim ve hep ihmal ettiğim çocukluğumun bayram ritüellerini, gelecek bayramlarda yapmak için söz veriyorum.

NOT: Elçiye zeval olmaz… Sevgili çocuklar, gençler!  Bayramlar tatil değildir. Bayram ritüelleri keyiflidir. Öğrenin, yapın ve tadını çıkarın.

 Melek Elitok Tuncay


31 Ekim 2011 Pazartesi

Van çocuklarına okul çantası hazırlanacak!

Bize buralardan “sabır” dilemek düştü…  Karınca, kararınca, bütçelerimize göre katkıda bulunmak düştü…  Okudukça, izledikçe gözyaşları tutulamaz oldu… Üç  gün, beş gün değil. Daha çok zaman yardıma, desteğe, ilgiye ihtiyaçları var Vanlıların. Yaralar kolay sarılmıyor, acılar hiç unutulmuyor… Şükürler olsun ki, herkes her şeyi düşünüyor, üzerine düşeni yapmak için çırpınıyor. Oyuncak Müzesi kuran Şair Sunay Akın da, “çocukların canı oyun oynamak ister!” diye düşünmüş, oyuncak topluyor. Dün köşesinde Yılmaz Özdil yazmış. Oyuncak Müzesi’ne Salı’ya, Çarşamba’ya kadar teslim edin ki, bayramda oynasınlar demiş…    

Milli Eğitim Bakanlığı da 14 Kasım’da eğitim başlayacak diyor… Şimdi onlar, kalem, defter ister, çanta ister…  Tam da okumayı sökecekken çadırda yemek, ısınmak, hayatta kalmak derdine düştüler. Ama olsun;  okumayı da sökmek isterler, yarım kalan ödevlerini tamamlamak da… Çünkü hayat devam ediyor!
Van’daki depremin ardından şimdi suçlular aranıyor… Çünkü deprem öldürmüyor, çarpık yapılaşma, çürük binalar öldürüyor! Onlar araya dursun, ya biz İstanbullular! Büyük korkularla söylemeye bile dilimizin varmadığı İstanbul depremini hayal bile edemiyoruz.  1999 da, İstanbul’un kıyısına dokunan depremin Avcılar’ı nasıl yıktığını hatırlıyoruz! Ama bir yandan da, olası bir depremde çadır kurulacak, toplanılacak alanlara dikilen dev binaların yükselişine engel olamıyoruz! İstanbul’un dört bir yanında proje inşaatlar yapılıyor. Hepsi üstümüze üstümüze geliyor. 

Bu arada, depremle ilgili ne varsa masaya yatırılıyor… Dış yardım alınsın mı, alınmasın mı? Binalarda denetim “özelde mi, devlette mi olmalı?” Kızılay yetti mi, yetişti mi? Kredi başvurularında dairenin depreme dayanıklılığına bakılıyor mu? Yoksa önüne gelen kredi alıyor, aldığı kredide boğuluyor mu? Binalar rehabilite edilecek mi?  Yoksa depremde başımıza yıkılsın diye beklenecek mi?
Gözümüzün gördüğü, aklımızın yettiği odur ki; rant peşinde koşanlar bir karış boş alanı bile değerlendirerek bina yapmaya devam ediyor. Çaresizlik içinde İstanbullular olarak “Allah bizi depremden korusun!”  duasından başka elimizden bir şey gelmiyor.

Elçiye zeval olmaz; Vanlı çocuklar eğitime 14 Kasım’da başlayacaksa okul çantalarını hazırlamaya başlamak lazım!


Melek Elitok Tuncay