9 Mayıs 2011 Pazartesi

Çiftler, yatak odası kararlarını kendileri versinler



Prof. Rosling: “Başbakan yatak odası kararlarına karışmak yerine, iyi bir eğitim hayatı, iyi bir gelecek için yatırım yapmalı…”
İstatistik gurusu Prof. Dr. Hans Rosling , bugün CNBC-e’de dünyada ve Türkiye'de “Çocuk Ölümleri ve Çocuk Sayısı”na ilişkin çok güzel istatistiki değerlendirmeler yaptı. Tam da kanayan yaramıza parmak bastı…
1960 yılında Türk kadınının 6 çocuk doğurduğunu, bugün giderek bu sayının 4’e ve2’ye kadar düştüğünü söyledi. 2009 yılı verilerine göre bütün dünyada çocuk ölümleri azalırken, çocuk sayısı da azalıyormuş.  Avrupa’da refahı yakalayan ülkeler çocuk sayısını artıyormuş ama Türkiye’nin 2 çocukla sınırlı kalmasına da şaşırıyormuş.  Gelişmekte olan bir ülke olarak Türk halkının bu davranışının tutarlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Rosling, Başbakan Erdoğan’ın “her aileye 3 çocuk” tavsiyesine karşı “Başbakan’ın tavsiyesine uymak için henüz erken. Haksız değil ama aceleci!  Genç çiftler, çocuklarının iyi eğitim almasını, iyi bir hayat yaşamasını istiyorlar. Başta eğitim ve sağlık sistemi iyi hale getirilmeli ki, aileler buna güvenerek kaç çocuk sahibi olacaklarına karar versinler. Türkiye, gelişmekte olan bir ülke. Ekonomisi iyiye gidiyor. Çocuk ölümleri azaldı. Ama aileler mütevazi ve çocuk sayısını ortalama 2’de tutuyor” diyor.

 “Aileler, Başbakan’ın gazına gelmiyor” demek istiyor yani…

Çevremden, “iki çocuklu, en cesaretli çift” ünvanını alırken “gerçekten bizimki de cesaret!” diyorum eşime. Bu devirde kolay mı? Maaşlı çalışıp iki çocuk büyütmek ve okutmak. Bu yüzden, emekli olmuşken üçüncü on yıllık kariyer planı yapmam gerekti. İstanbul gibi bir şehirde tek maaşla geçinmek ve çocuk büyütmek bana göre mümkün değil! Mümkün kılanların önünde saygıyla eğiliyorum.

Eğitim deyince, herkes başka bir taraftan yaramı kanatıyor. Geçtiğimiz günlerde de Radikal Gazetesi’nde Güven Sak, köşesinde yazdı. Türkiye İngilizce konuşamıyormuş. Education First (EF)’ün İngilizce yeterlilik istatistiklerine göre; 2011 yılı English Proficiency Index değerleri yani, 44 ülke arasında Türkiye 43. sırada. Sadece Kazakistan’ı geride bırakmış. Sak diyor ki: "İngilizce konuşamayan bir ülke olarak, Türkiye nasıl 10. büyük ekonomi olacak? İddia buydu, öyle değil mi?"

Evet, üniversite bitirmiş, üzerine master yapmış biri olarak İngilizce bilmiyorum hala… Kesinlikle çok istiyorum. Eğitim hayatımın ardından iş kaygısıyla attım kendimi iş dünyasına.. Hala çalışıyorum. Ama 17 yıllık eğitim hayatımda hiç İngilizce görmedim. Kurada çıkan Fransızca ile tanıştım. Kendi çapımda onun için uğraştım. Ama ne Fransızca’yı tam öğrenebildim ne İngilizce için vakit bulabildim.. Bu nedenle çok da güzel iş tekliflerini kaçırdım.   Ama hala vazgeçmiş değilim, İngilizce öğrenmek istiyorum!
İletişim Danışmanı olarak, yurtdışı seyahatlerinde elimin ayağıma dolanmasından, çevremdekilerden utanmaktan bıktım. Hala “beceri noksanlığı” korkusu yaşıyorum. Maalesef bu devirde çocuklarım için de aynı kaygıyı taşıyorum. Devlet okulunda okuyorlar ve haftada 1-2 saat olan İngilizce dersinde bir şey öğrenmiyorlar.

Yine “çılgın proje”ye bağlayacağım müsadenizle…  Güven Sak’ın da dediği gibi, Başbakanımız, çılgın projeleriyle İstanbul'un arsa değerini artırmaya çalışacağına, eğitim düzeyimizi artırsa ya!

Melek Elitok

1 yorum:

  1. Pşşşttt, o zaman yoga dışında bir de ingilizce seansları ayarlayalım:)

    YanıtlaSil